16 Mayıs 2012 Çarşamba

5. SUTRA

DİKKATİNİ KAŞLARININ ARASINA VER, BIRAK ZİHNİN DÜŞÜNCENDEN ÖNCE GELSİN. BIRAK BEDENİN NEFES ÖZÜ İLE DOLSUN VE BAŞININ ÜZERİNDE BİR IŞIK GİBİ FIŞKIRSIN.


Bu Pythagoras'ın insanlığın hizmetine sunduğu bir tekniktir. Pythagoras bunu Yunanistan'a getirmiştir. Ve bunu Batı ülkelerinin bütün mistiklerinin temeline, kaynağına getirmiştir. O, Batılı mistiklerin babasıdır.
Modern psikoloji, bilimsel araştırmalar gösteriyor ki; bedenin en gizemli bölgesi olan kaşların arasında bir bez bulunmaktadır. Epifiz bezi diye bilinen bu bez, Tibetliler'in üçüncü gözüdür. "Shivaneta", Şiva'nın gözü, tantrik göz. İki gözümüzün arasında bir göz daha vardır, ancak çalışır durumda değildir. Oradadır ve her an çalışmaya başlayabilir. Ama bu kendiliğinden olmaz, üçüncü gözün kendini açabilmesi için kişinin bir şeyler yapması gerekir. O kör değildir, sadece kapalıdır. Bu teknik üçüncü gözü açmalıdır.
Gözlerini kapa ve iki gözünü kaşlarının arasındaki orta noktaya çevir; sanki gözlerin açıkken bakıyormuşsun gibi kapalı gözünle orta noktaya bak. Bütün dikkatini buraya yönelt. Bu dikkatli olunması gereken en kolay yöntemlerden biridir. Bedenin başka hiçbir bölgesi dikkatin bu kadar kolay yönlendirilmesini sağlayamaz. Bu bez bilinçliliği diğer hiçbirinin yapamayacağı kadar arttırır.
Eski tantrik yazılarda üçüncü göz için besin uyanıklığı denir. O açtır. Çok, ama çok uzun yaşamlar boyunca hep açtır. Ona dikkatini gönderirsen, canlanır. Yaşamaya başlar. Besin olur. Dikkatin onun için besin olduğunu, dikkatinin o beze manyetik olarak yapışık olduğunu anladığın an, dikkatli olmak zor olmayacaktır. Kişi sadece doğru noktayı bilmeli. Gözlerini kapat, gözlerinin ortaya doğru gitmesine izin ver ve noktayı hisset. Noktaya yaklaştığında gözlerin aniden sabitleşecektir. Gözlerini hareket ettirmekte zorlanmaya başladığında, doğru noktaya yaklaştığını bilmelisin. "Dikkatini kaşlarının arasına ver..." Dikkatin bu noktasına erişildiğinde, ilk olarak çok nadir rastlanan bir fenomeni yaşayacaksın. İlk önce düşüncelerinin senden akıp gittiğini göreceksin; bir izleyici olacaksın. Tıpkı bir sinema perdesinin önündeymiş gibi: Düşünceler akar ve sen bir izleyici olursun. Dikkatin üçüncü gözün merkezine kitlenince, bir an için düşüncelerine tanıklık edersin.
Üçüncü gözün merkezinde kişi nefesin gerçek özünü algılayabilir; nefesi değil, aksine nefesin kendi özünü, pranayı. Ve kişi nefesin özü olan pranayı algılayabilirse, kişi çatlakların arasından yola doğru giden o noktaya ulaşır. Sutra şöyle der: "Bırak bedenin nefes özü ile dolsun ve başının üzerinde bir ışık gibi fışkırsın." Nefesin özü olan pranayı algılamayı öğrendiğinde, sanki başın onunla doluymuş gibi kendini tanıt. Bunun için hiç bir çaba sarf etmene gerek yok.
Üçüncü gözün merkezinde olduğunda, sanki bir ağacın altında oturuyorsun da başından aşağı çiçekler yağıyormuş ya da gökyüzünün altında aniden bir buluttan yağmur yağıyormuş ya da şafak vakti bir yerde oturduğunda güneş uzaklaşırken ışınları senin üzerine yağıyormuş gibi başının en üst kısmından prananın özü üzerine yağar tanıt. Kendini onunla tanıştır. Bir an için seni kaplayarak üstüne yağar, başının en üst kısmından düşen ışığın izleyicisi olarak. Bu yağmur seni tazeler. Bu senin için yeniden doğmaktır. Yeniden doğarsın.

OSHO

4. SUTRA

NEFES TAMAMEN ÇIKTIĞINDA (YUKARI) VE KENDİLİĞİNDEN DURDUĞUNDA (AŞAĞI) VE DURDUĞUNDA... BÖYLESİNE EVRENSEL BİR DURAKLAMADA, İNSANIN KÜÇÜK BENLİĞİ KAYBOLUR. BU YALNIZCA, SAF OLMAYANLAR İÇİN GÜÇTÜR.


Bu teknik uygulanamıyor. Ama bazen birden ona çarparsın. Araba kullanırsın ve birden kaza olacağını fark edersin. Nefes durur. O an nefes verdiysen nefes dışarıda kalır. Böyle bir durumda nefes alıp veremezsin. Buna gücün yetmez. Her şey sessiz duruyor, senden düşüyor:
"Nefes ya tamamen dışarıda ya da tamamen içeride ve kendiliğinden sessiz duruyorsa; böyle evrensel bir anda (yani arada) kendine ait olan küçük benlik yok olur."
"Küçük benlik" sadece günlük bir kullanım aracıdır. Kriz durumlarında bunu hatırlamazsın. Kimsin, adın ne, hesabın ne, prestijin ne... Bunların hepsi buharlaşıyor. Senin araban tam olarak başka bir arabanın üzerine gidiyor, bir an daha ve ölüm geldi bile. Bu an bir ara oluyor. Birden nefes sessiz kalıyor. O anda bilinçli kalırsan hedefe ulaşabilirsin.
Japonya'daki Zen keşişleri bu yöntemle çok deney yaptılar. O yüzden onların yöntemleri bize çok acayip, absürd, garip geliyor. Onlar en şaşılacak şeyleri yapıyorlar: Örneğin bir öğretmen birini evden atıyor. Ya da öğretmen birden hiçbir anlamı ve amacı olmadan, hiçbir sebep olmadan öğrenci dövüyor. Az önce öğretmenin yanında oturuyordun ve her şey iyiydi. Siz öyle sohbet ediyorsunuz ve birden o sana bir tane patlatıyor. O arayı oluşturmak için. Bir sebep olsaydı ara oluşmazdı. Öğretmenine hakaret etseydin ve bunun üzerine o sana vursaydı o zaman bir nedensellik olurdu.
Senin aklın şunu anlardı:"Ben onu gücendirdim, şimdi o bana vuruyor." Bu beklenen bir şeydi, o yüzden bir boşluk oluşmuyor. Ama unutma: Bir Zen öğreticisiysen onu gücendirdiğinde o sana vurmaz; o güler, çünkü o zaman onun gülüşü boşluğu oluşturur. Sen ona hakaret ettin ve ona bir sürü terbiyesi şeyler söyledin. Onun öfkeleneceğini düşündün. Fakat o gülmeye ya da dans etmeye başlıyor. Bu beklenen bir şey değil. Bu bir boşluk oluşturur. Sen bunu anlamazsın. Zihin anlamadığı şeyin karşısında şaşırır. Ve zihin sessiz durduğunda nefes de sessiz durur. Bu her iki taraf içinde geçerlidir: Nefes sessiz duruyorsa, zihin de sessiz durur; zihin sessiz durursa nefes de sessiz durur.
Sen öğretmeni beğendin, kendini iyi hissettin ve şöyle düşün:"Şimdi benden memnun olmalı" ve sonra o sopasını alır ve seni döver, hem de acımasızca, çünkü Zen ustaları acımasızdırlar. O seni döver ve sen ne olduğunu bilmezsin.
Düşüncen sessiz durur, bir ara vardır. Sen bunu kullanmayı bilirsen kendi benliğine doğru gidebilirsin. Seskste zihin arzu, şehvet doludur. Kirlilik... Zihin temiz olduğunda ve içinde bir arzu, bir arayış, bir motivasyon olmadığında- sen hiçbir yere gitmek istemiyorsun, burada ve şimdide kalmak istiyorsun, en küçük dalganın bile oynatmadığı suçsuzluğun bir gölü- o zaman nefes otomatik olarak biter. Artık ona ihtiyaç yoktur.
Bu yolla küçük benlik yok olur ve sen daha yüksek benliğe, en yüksek benliğe ulaşırsın.

OSHO

12 Mayıs 2012 Cumartesi

3. SUTRA

NE ZAMAN İÇERİ ALINAN NEFES İLE DIŞARI VERİLEN NEFES KARIŞSA, O ANDA ENERJİSİZ, ENERJİ DOLU MERKEZE DOKUN.

Biz, orta noktada ve çevrede, merkezde bölünürüz. Beden çevredir. Bedeni biliriz, çevreyi biliriz. dış yüzeyi biliriz, ama orta noktanın nerede olduğunu bilmeyiz. Verilen nefes alınan nefesle birleştiğinde, ikisi bir olduğunda, alınan ve verilen nefesin ne olduğuna artık karar veremediğinde, nefesin içeri mi, yoksa dışarı mı çıktığını belirlemek ve onaylamak zorlaştığında, nefes tam olarak içeride olduğunda ve dışarı çıkmaya başladığında orada birleşme anı vardır. O ne içeri ne de dışarı gider. Nefes statiktir. Dışarı çıktığında dinamiktir; içeri girdiğinde de dinamiktir. Bunlardan ikisi de olmadığında, hareket etmediğinde, hareketsiz olduğunda; işte o zaman merkeze yakınsındır. Alınan ve verilen nefesin birleşme noktası senin merkezindir.
Şimdi şöyle bir bakalım Nefes içeri girdiğinde, nereye gider? Senin merkezine gider. Dışarı çıkmak istediğinde nereden çıkar? Senin merkezinden çıkar.
Merkezine dokunulmalıdır. Bu yüzden taoist ve Zen mistikler, merkezimizin başımız değil, göbeğimiz olduğunu söylerler. Nefes, göbeğin içine gider ve oradan dışarı çıkar. Nefes merkeze gider.
Bedenini tanıyorsun, ama merkezinin nerede olduğunu bilmiyorsun. Nefes sürekli merkeze gider ve oradan çıkar. Ama biz yeterince derin nefes almıyoruz, bu yüzden nefes gerçekten merkeze gitmiyor. Hem de hiç. Bu yüzden herkes kendini merkezden yoksun hisseder, hiç kimsenin merkezi yoktur.
Düşünmeye başlayan bütün modern insanlarda merkezden yoksun olma hissi vardır.
Uyuyan bir çocuğu ele alalım. Onun nefesini gözlemle. Nefes içeri gelir, alt beden yükselir. Göğüs sabit kalır. Nefes içeri girer ve alt beden yükselir, nefes dışarı çıkar, alt beden alçalır ve hareket eder. Çocuklar merkezlerindedir; orta noktalarındadır.

OSHO

2. SUTRA

NEFES AŞAĞIDAN YUKARIYA DÖNDÜĞÜNDE VE SONRA YUKARIDAN AŞAĞIYA KIVRILDIĞINDA; BU İKİ DÖNÜŞTE, FARK ET!

Buradaki vurgulama boşluklarda değil, dönüş noktasındadır. Alınan ve verilen nefes bir çember oluşturur. Nefesin iki paralel çizgiden oluşmadığını unutmamalısınız. Biz burada iki paralel çizgiyi ifade ediyoruz; alınan ve verilen nefes. Bu uygun değil. Alınan nefes çemberin bir yarısı, verilen nefes ise diğer yarısıdır.
Bunu anlamak zorundasın. İlk olarak: Alınan nefes bir çember oluşturur, iki paralel çizgi değil; paralel çizgiler hiçbir yerde birleşmez. İkinci olarak: İçe çekilen nefes ve dışa verilen nefes iki nefes değildir, aksine tektir. İçe çekilen nefes dışa evrilir; içeride bir dönüş noktasına varmak zorundadır. Herhangi bir yerde dönmelidir. İçeri gelen nefesin dışarı çıkmaya başladığı bir noktaya varmak zorundadır.
Dönüş noktasına neden bu kadar fazla değinilmiştir? Şiva şöyle der:"Nefes aşağıdan yukarıya ve sonra yukarıdan aşağıya kıvrıldığında, bu her iki dönüş sayesinde fark et!" Oldukça basit, ama aslında çok fazla şey söylüyor: Dönüşün farkına var ve kendinin de farkına var... Neden dönüşte kendinin farkına varırsın? Araba kullanabilen, vitesin ne olduğunu bilir. Vitesi değiştirirken her zaman boş vitesle gitmek zorundasın; boş vites ise kesinlikle vites değildir.
Birinci vites ikinci vitese, ikinciden üçüncüye gitmek için her zaman boş vitesten geçmek zorundasın. Buradaki boş vites dönüş noktasıdır. Dönüş noktasında birinci vites ikinciye, ikinci vites üçüncüye geçer. Nefesin içeri girdiğinde ve sonra dışarı çıktığında ilk önce boş vitesten geçmek zorundadır; başka şekilde olmaz. Nefes nötr bir alanın içinden geçer. Bu nötr alanda sen ne bir bedenselsin ne de zihinsel, çünkü bedensellik tıpkı zihinsellik gibi varlığının bir vitesidir. Bu nötr viteste basitsin: Saf bir varlıksın; el değmemiş, basit, canlanmamış, zihinsiz bir formsun. Bu yüzden vurgu dönüş noktasındadır.
Bu dönüş noktaları neden bu kadar önemli? Bu dönüş noktaları önemli, çünkü nefes dönüş noktalarında bir başka yöne dönmene izin verir. İçeri geldiğinde seninle beraberdir; dışarı çıkarken de seninle beraber olacaktır. Ama dönüş noktasında seninle beraber değildir, sen de onunla değilsindir. Bu anda senden ayrılmıştır. Sen de ondan ayrısındır. Nefes yaşam ise o zaman sen şimdi ölüsün. Nefes beden ise o zaman şimdi sen bedeni olmayansın. Nefes zihin ise o zaman şimdi-o anda- sen zihni olmayansın.

OSHO

1. SUTRA

EY IŞIK SAÇAN; BU DENEYİM İKİ NEFES ARASINDA AYDINLANABİLİR. NEFES İÇERİ GİRDİKTEN SONRA DIŞARI ÇIKMADAN HEMEN ÖNCE; İYİLİK.


Nefes içeri girdiğinde, izle. Nefesin içeri girdiğinde gözlemle! Bir an ya da bir anın binlerce parçası, orada nefes yoktur: Yukarıya doğru hareket etmeden önce, dışarı çıkmadan önce. Nefes içeri girer, sonra öyle bir nokta gelir ve nefes hareketsiz kalır. Ardından nefes dışarı çıkar. Nefes dışarı çıktığında, tek bir an-ya da bir anın kırılma noktası-için hareketsiz kalır. Ve yeniden bir nefes alış. Nefes yöneldiğinde, içeri ya da dışarı, nefes alamadığın bir an gelir. Bu anda bir olay olasıdır., nefes almazsan bu dünya değilsindir. Bunu açıklığa kavuşturalım: Nefes almazsan ölüsün; yaşıyorsundur, ama ölüsündür de. O an o kadar kısa sürer ki, bunu hiç bir zaman fark etmezsin. Tantra'ya göre dışarıya çıkan her nefes bir ölümdür ve her yeni nefes alış bir doğuştur, verilen her nefes ölümdür. Verilen nefesle ölüm aynı anlamı taşır. Alınan her nefes de yaşamla aynı anlamı taşır. Her nefesle hem ölür hem de yeniden doğarsın. Aradaki boşluk çok kısa sürer, ama keskin ve kesin bir gözlem bu boşluğu bilinçli hale getirebilir. Bu boşluğu anlayabildiğinde- Şiva'nın dediğine göre iyilik açığa çıkar. O zaman başka hiçbir şey gerekli değildir. Kutsanırsın, tanınırsın: Olay gerçekleşir. 
Nefes çalışmaya ihtiyacın yok. Onu olduğu gibi bırak. Bir teknik nasıl bu kadar basit olabilir? Gerçekten basit görünüyor, öyle değil mi? Böylesine basit bir teknik kişiyi gerçeğe nasıl götürür?
Gerçeği bilmek şu demektir: Aldığın ve verdiğin nefesi bilebilirsin, ama aralarındaki boşluğu hiçbir zaman bilemezsin. Bunu dene. Aniden noktayı fark edeceksin. Ve onu bulabileceksin: O zaten orada. Hiçbir şeyin sana ya da yapına eklenmesine gerek yok. Her şey zaten orada, bilincin dışında. 
Nereden başlamalı? Öncelikle aldığın nefesi bileceksin. Onu gözlemle, diğer her şeyi unut ve aldığın nefesi gözle, sadece akışını. Nefes, burun deliklerine değdiğinde, onu orada dinle. Sonra nefesin akmasına izin ver. Nefesle bilinçli olarak hareket et. Nefesle beraber derinlere indiğinde topun üstünde dur. Dışarı çıkması için acele etme onun yerine geçme, sadece ona eşlik et. Bunun üzerine düşün, Hızlı koşma, bir gölge gibi izleme, bunun yerine onunla beraber git.
Nefes ve bilinç, ikisi adeta bir olmalıdır. Nefes içeri girer. Sen onunla beraber gidersin. İki nefes arasındaki o noktayı sadece o zaman yakalaman mümkündür. Bu kolay olmayacak. Nefesle beraber içeri gir, dışarı çık. İçeri, dışarı; içeri, dışarı... Buda her şeyden önce bunun üzerinde çalışmıştır. Ve bu Nedenle bu yöntem "Anapanasati Yoga" olarak adlandırılan budistik bir yöntem olarak bilinir. Buda'nın aydınlanması bu tekniğe dayanır. Yalnızca buna, Tüm Asya yüzyıllar boyunca bu tekniği tecrübe etmiş ve yaşamıştır. Tibet, Çin, Japonya, Burma, TayLand, Seylan, Hindistan dışındaki tüm Asya bu tekniğe özenmiştir. Yalnızca bu tekniğe! Binlerce, ama binlercesi bu şekilde aydınlanmayı bulmuşlardır. Bu nedenle bu teknik ilkin ilkidir.


OSHO

SUTRALAR

İçsel arayışın bilimi
Elimizin altında, içeriye doğru nasıl gidilebileceği üzerine 112 yöntem var, on bin yıldan beri uygulanan. Onlara eklenebilecek bir ek bile yok. İç arayışın bilimi tamamlandı. Sadece bu 112 yönteme bakmanız yeterli. Benim tecrübeme göre-ve birçok kişi de aynı tecrübeyi edindi- kişiye uygun olan yöntemle karşılaştığın anla birlikte içinde derinden bir şey coşmaya başlıyor. Sanki kalbinde bir şeye dokunulmuş gibi, sanki içinde belli bir çan çalıyormuş gibi.
Sadece bu 112 yöntemi bilmek, kullanmak yeterli. Senin kendi seyahatin olacak olan yöntemle karşılaştığında içinin en derinliklerinde hemen bir şey aydınlanır. O an için düşüncelerin sessiz kalır ve sen her hangi bir dış otoriteyi dinlemeden, kendi kalp çarpıntının bunu sana söylediğini bilirsin: " Bu şimdi benim yöntemim!" Ve sonra sen o yöntemle çalışmaya başladığında onun ne kadar heyecan verici ve ne kadar basit olduğunu, karmaşık olmadığını görürsün. Bil ki attığın her adım sayesinde ayakların yere daha sağlam basacak, daha fazla kök salacaksın, kendine artık sahte, yapmacık gelmeyeceksin. İlk defa gerçek olma, otantik duygusunu hissedeceksin. Ve bu yönteme ne kadar çok kapılırsan, mutluluk, hassasiyet duygusu o kadar çoğalır. Seni sevgi kaplar. Özel birine yönlenmeyen, kendini basitçe seven biri gibi hissedersin.
Ve varoluşun en içteki merkezine ulaştığında olağanüstü bir ışığın ve daha önce hiç duymadığın güzel bir kokunun patlaması gerçekleşir.

OSHO


2 Mayıs 2012 Çarşamba

BAŞMELEKLER VE YÜKSELMİŞ ÜSTADLAR



Başmelekler ve Yükselmiş Üstadlar enerjilerine uyumlanan herkes kullanım şekillerinden faydalanabilir.
Söz konusu uyumlamaların tam listesi şöyledir:

Başmelekler: Mikail, Cebrail, İsrafil (Rafael), Jophiel, Zadkiel.

Yükselmiş üstatlar: Buddha, Saint Germain, Kuthumi, Maitreya, Musa, İsa, Meryem, Kuan Yin, Saint Padre Pio, Serapis Bey, Sanat Kumara, Abundentia, Merlin.

Bir Başmelek ve Yükselmiş Üstad enerjisine uyumlandığınızda, o varlığın enerjisiyle hizalanmış, onun frekansına ayarlanmış olursunuz. Uyumlamaların her biri en az 15, en çok 25 dakika surer. Bu sure içinde, uyumlanmayı seçtiğiniz Başmelek ya daYükselmiş Üstat  ile bağlantınız güçlendirilir. Bu da, söz konusu varlık ile çalışmalarınızın ya da ona kanallık etme becerinizin artacağı anlamına gelir. Enerjilere duyarlıysanız, büyük ihtimalle enerjiye bağlanma, onunla çalışma ve ona kanallık yeteneğinizdeki bu gelişmeyi hissedersiniz. Burada uyumlamanın ardından neler yapabileceğinizle ilgili birkaç örnek;

Uzaktan şifa
Dokunarak şifa
Bitkisel karışımlar
Mumlar
Yağların yüklenmesi
Takılar
Enerji kutusu

TARAFIMDAN UYUMLAMASI YAPILMAKTADIR.